Ülkemizde 2008 yılında 55 bin, 2010 yılında 61 bin olan ücretli öğretmen sayısı bu öğretim yılında 77 bini aşmıştır.
Ücretli öğretmenlerin hak ve sorumluluklarının neler olduğuna ilişkin kurumlar arasında farklı uygulamalar yapılmaktadır. Birçok okul yöneticisi ücretli öğretmenlere nöbet, kulüp danışmanlığı, şube rehberliği vb. görevleri vermekte buna yönelik ekders ücreti ödemektedirler.
Bu yazı içeriğinde ;
1.Ücretli branş öğretmenlerine 4 ve 5. sınıfta ders verilebilir mi?
2.Ücretli branş öğretmenlerine şube rehber öğretmenliği verilebilir mi?
3.Ücretli öğretmenlere kulüp danışmanlığı verilebilir mi?
4.Ücretli öğretmenlere öğrencileri yetiştirme kurslarında görev verilebilir mi?
5.Ücretli öğretmenlere derse hazırlık ve planlama ücreti verilir mi?
6.Ücretli öğretmenlere ders dışı eğitim çalışmaları (egzersiz) verilebilir mi?
7.Ücretli öğretmenlerden sınıf öğretmeni olarak 4 ve 5. sınıfı okutanların derslerine branş öğretmenleri girdiğinde bu saatlerde ek ders alabilirler mi?
8.Ücretli öğretmenlere belleticilik görevi verilebilir mi?
9.Ücretli öğretmene nöbet görevi verilir mi?
10.Ücretli öğretmenlere okuldaki komisyonlarda görev verilebilir mi?
Sorularının cevapları yer alacaktır.
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
G
E N E L H A B E R L E R
::BURDUR ILI 1.GRUP EGITIM MÜFETTISLERI::
ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI COŞKUYLA KUTLANDI
23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinin açıldığı günün yıldönümü olarak kutlanmaya başlanan ulusal bayram,ilk kez 23 Nisan 1920’de “Hakimiyeti Milliye Bayramı” olarak kutlanmıştır.
1930’lu yıllarda Çocuk Esirgeme Kurumunun gelenekselleştirdiği “Çocuk Haftası”nın (23 Nisan – 1 Mayıs) başlangıcının da bu bayramla aynı güne rastlaması sebebiyle “Milli Hakimiyet Bayramı ” ile Çocuk Bayramı aynı gün kutlanmaya başlamıştır.27 Mayıs 1935’te bu gün,23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı olarak kutlanılmaya başlanmıştır.1979'un, UNESCO tarafından 'çocuk yılı' ilan edilmesiyle de bu bayram,uluslararası nitelik kazanmıştır. DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
ÖĞRETMENLER GÜNÜMÜZ KUTLU OLSUN
İnsan, dünyaya geldiğinde, daha bebek iken gözlerini açar açmaz çevresindekilerini hissetmeye çalışır. Yemeği, içmeyi, emeklemeyi, yürümeyi, koşmayı ve konuşmayı öğrenir. Kendisini ve çevreyi algılamaya çalışır. Tüm bunlara karşın yine de yardıma muhtaçtır.
İnsanın yaşamdaki ilk yardımcıları anne, baba, abla, ağabey, nine ve dedesidir. Büyüyüp gelişen çocuk bilgilenme sürecine girer. Bu nedenle aile içi eğitim ve öğretim yetersiz kalır. Çocuğun bu döneminde ihtiyaç duyduğu bilgileri, ancak okulda öğretmen klavuzluğuda sistemli bir eğitimle olacağı ve yönlendirileceği somut olarak ortaya çıkmıştır.Okulun ve öğretmenin devreye girmesiyle ailenin de bu konuda sorunu çözülür.DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
ATATÜRK'ÜN KİŞİLİĞİ VE ÖZELLİKLERİ
Mustafa Kemal Atatürk, çok yönlü ve üstün kişiliği olan bir liderdir. Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşması'yla ortaya çıkan tehlikeli durumu ilk olarak görüp milletin dikkatini çeken odur. Mustafa Kemal, Amasya Genelgesi'nde, vatanın bütünlüğünün ve milletin istiklâlinin tehlikede olduğunu söyledi. Erzurum Kongresi'nde, millî sınırlar içinde vatanın parçalanmaz bir bütün olduğunu bütün dünyaya ilân etti. Kurtuluş Savaşı'nı bunun için başlattı. Bu konuda hiçbir taviz vermedi. Vatan savunmasını her şeyin üzerinde tuttu. Sakarya Savaşı sırasında "Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz" diyerek bu konudaki kararlılığını gösterdi. Vatanı için her şeyini feda etmeye hazır olduğunu şu sözü ile açıkça ifade etmiştir: "Yurt toprağı! Sana her şey feda olsun. Kutlu olan sensin. Hepimiz senin için fedaiyiz. Fakat sen Türk Milleti'ni ebedî hayatta yaşatmak için feyizli kalacaksın."
Mustafa Kemal, vatanı ve milleti için canını feda etmekten kaçınmazdı. Daha Çanakkale savaşları sırasında Anafartalar grubu komutanı iken en ön safta savaştı. Bu savaş sırasında Atatürk'e bir şarapnel parçası isabet etmiş, fakat sağ cebinde bulunan saati kendisini ölümden kurtarmıştı. Sakarya Savaşı sırasında ise atından düşmüş ve kaburga kemikleri kırılmıştı. Buna rağmen cepheden ayrılmamış, savaşı sedye üzerinden yönetmişti.
DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
CUMHURİYET BAYRAMINI ÇOŞKUYLA KUTLADIK
Lozan'n kabulü ve barışın sağlanması ile geride Türk Devleti'nin siyasal yapısını belirleyecek devlet şeklinin ve adının ne olacağı sorunu kaldı. T.B.M.M.'nin varlığı ile egemenliğin kayıtsız - şartsız ulusa ait olan, insan haklarına dayanan bir devlet sistemi kurulmuştu. Fakat gerek halkın, gerekse Meclis içinde bulunanların büyük kısmı Padişah'a dinsel ve geleneksel bağlarla bağlıydılar. Padişah'ın işgal ettiği Saltanat - Hilafet makamı yüzyıllardır kökleşmiş bir teokratik sistemdi. 1300 yılından beri de Osmanoğullarından başka hiçbir aile iktidar olmamıştı. Egemenlik biri dinden, diğeri gelenekten gelen iki kaynaktan çıkıyor ve Padişah'ta toplanıyordu. Gerçi İttihat Terakki bu gücü kırmıştı, fakat sistemin özünü, yani egemenliğin kaynağını ve kullanılış biçimini değiştirememişti. Egemenliğin, tanrı hakları sisteminden, insan hakları sistemine geçişin bir sonucu olarak Padişah'tan ulusa geçişi, bir ilke ve ülkü olarak Amasya Genelgesi'nde ortaya konmuş ve 23 Nisan 1920'de B.M.M.'nde somutlaşmıştı. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu da bu temel üzerine oturmuştu.DEVAMI İÇİN TIKLAYINIZ
Z
İ Y A R E T C İ B İ L G İ L E R İ Browser
:
CCBot/1.0 (+http://www.commoncrawl.org/bot.html) IP Adresiniz :
38.107.179.241 Yazılım :
Microsoft-IIS/6.0
::BURDUR ILI 1.GRUP EGITIM MÜFETTISLERI::
Online Kişi :
::BURDUR ILI 1.GRUP EGITIM MÜFETTISLERI::
2
Dosya Sayisi :
27
Haber Sayisi :
9
Resim Sayisi :
19
Link Sayisi :
31
::::
TOPLAM ZİYARET::::
Sayac